Omuzum ağrıyor diyorsanız okuyun

omuzum ağrıyor

Omuzum ağrıyor diyenler bu sayfadaki yazıyı okuyarak sebebi ve tedavisi hakkında bilgi sahibi olabilirler.

Bursit: Omzunuzda hissettiğiniz rahatsızlık 6 – 12 saat içinde şiddetli ağrıya dönüştü. Omzunuzun ucu şişebilir. Bursit, eklemlerin etrafındaki sürtünmeyi sınırlayan ve hareketi kolaylaştıran içi sıvı dolu keselerin iltihaplanmasıdır.

Tendon iltihabı: Kas spazmınız ve ağrınız var. Kasla kemiğinizi bağlayan tendon iltihaplanmıştır.

Omuz tutulması: Hiçbir neden yokken veya omzu aşırı çalıştırmak nedeniyle omuz ağrıyor veya iltihaplanmış olabilir. Kolu hareket ettirmemek suretiyle ağrıdan kaçınmak istediğinizde, dokular sertleşir ve omzunuz tutulur.

Omuz Ağrısının Diğer Sebepleri:
Burkulma ve incinme, omuzda kırık, omuzda çıkık, osteoartrit, döndürücü kılıf yırtığı, gut, yalancı gut, zatürree, dış gebelik, kolesistit.

Kendiniz Ne Yapabilirsiniz
- Bursit için DBHK (dinlenme, buz, hareket, kuvvet) formülünü uygulayın. Ağrının ilk belirtileri görüldüğünde 30 dakika süre ve 15 dakika arayla buz uygulayın; bu işlemi 6 – 12 saat süreyle tekrarlayın. Sonra şekildeki gibi hareketler yapın. Kuvvet için, hareketi yaparken elinize ağırlıklar alın.
- Tendon iltihabı için DBBY (dinlenme, buz, bağlama, yukarıya kaldırma) formülünü uygulayın. Bir gün kadar omzunuzu dinlendirin, dayanabileceğinizi fark ettiğinizde faaliyetlerinizi yavaş yavaş artırın. Dinlenme sırasında 10 dakika uygulama, 10 dakika ara şeklinde buz koyun. Elastik bir bantla omzunuzu sararak (sıkı değil) bağlayın. Sonra sıvıların eklemden akmasını sağlamak için omzunuz yukarıda kalacak biçimde uzanın.
- Ağrının 3 – 4 gün sonra azalması halinde, günde birkaç kez nemli sıcak uygulayın.
- Ağrı dindirici merhemlerle masaj kan akışını artırarak ve kasları gevşeterek iyileşmeye katkıda bulunabilir.

Önlem
Tekrarlamalı omuz hareketlerinden kaçının, faaliyetlerinizi çeşitlendirin.

Omuz Ağrısı niye olur Omuz neden ağrır?


İnsan vücudunun omuz bölgesi, skapula, humerus,
klavikula kemikleri ile bunlar arasındaki eklemlerden oluşur. Bu eklemler,
glenohumeral eklem, akromiyoklavikular eklem, sternoklavikular eklem ve
skapulotorasik birleşimdir (fonksiyonel eklem). Eklemlerin eşzamanlı ve
uyumlu hareketi üst ekstremite ve ele fonksiyonel bir ark içinde oldukça
geniş hareket kapasitesi sağlar (1, 2). Omuz bölgesi bu geniş hareket
kapasitesi ile orantılı olarak yaralanmaya oldukça uygun bir konumdadır

Omuz ağrıları, en yaygın muskuloskeletal semptomlardandır.
Prevalans çalışmalarına göre görülme oranı % 7-10 arasında değişmektedir
(3). Omuz bölgesindeki ağrılar, glenohumeral eklem ve çevresindeki kemik
veya periartiküler yumuşak dokulardan (ör. rotator kaf, bisipital tendon,
subakromiyal bursa), akromiyoklavikular eklem, sternoklavikular eklemden
kaynaklanabilir. Bunlara ek olarak tuzak nöropatileri, brakial nöritis,
servikal omurga ve visseral organ patolojileri gibi nedenler de omuz
bölgesinde ağrıya neden olabilirler (4, 5). Tablo 1 ‘de omuz ağrısına yol
açan intrinsik nedenler, Tablo 2 ’de ekstrinsik nedenler gösterilmiştir
(6, 7).

Omuz bölgesi patolojilerinde en sık rastlanan semptomlar ağrı ve hareket
kısıtlılığıdır (3). Hastaların değerlendirilmesinde doğru, detaylı anamnez
ve dikkatli fizik muayene son derece önemlidir. Ağrının tipi, yeri ve
yayılımı, arttıran faktörler, süresi dikkatle sorgulanmalıdır. Özellikle
50 yaşın üzerindeki hastalarda sıklıkla servikal patoloji de eşlik
edebilir. Torakal omurga ve kosta patolojileri, postür bozuklukları omuz
kuşağı hareketlerini etkileyebilir. Bu nedenle omuz muayenesinin bir
parçası olarak servikal ve torakal bölgenin de değerlendirilmesi
gereklidir. Geçirilmiş travmalar, teşhise yardım edebilir. Örneğin, omuzun
üzerine düşme sonucunda rotator kaf veya akromiyoklavikular eklem
yaralanması oluşabilir. Hastanın yaptığı spor aktivitelerinin öğrenilmesi,
genç hastalarda buna bağlı oluşabilecek yaralanmaların saptanmasını
sağlayabilir. Hastanın geçirdiği diğer hastalıklar ve daha önce gördüğü
tedaviler de dikkatle sorgulanmalıdır. Romatoid artrit gibi inflamatuvar
romatizmal hastalıklar, serebrovasküler olaylar, kalp hastalıkları,
diyabet gibi hastalıklara omuz patolojileri eşlik edebilir (6, 8, 9).

Omuz Ağrısı Nedenleri Nelerdir?

Subakromiyal Sıkışma Sendromu

Akromiyon, korakoakromiyal ligament ve korakoid çıkıntının oluşturduğu
korakoakromiyal ark, sert bir yapı olup kolun elevasyonunu kısıtlar.
Altında bulunan humerus başını ve rotator kafı direk travmalardan korur.
Subakromiyal sıkışma sendromu, korakoakromiyal ark ile humerus başı
arasındaki yumuşak dokuların, supraspinatus tendonu ve subakromiyal
bursanın sıkışması ve inflamasyonu ile meydana gelir (6, 8, 10).
Subakromiyal aralığı daraltal yapısal ve fonksiyonel nedenler subakromiyal
sıkışma sendromuna yol açabilir. Akromiyoklavikular eklem patolojileri,
osteofitler, akut veya kronik bursa inflamasyonu, korakoakromiyal
ligamentin kalınlaşması, akromiyoklavikular eklem patolojileri, proksimal
humerus kırığı malünyonu, akromiyonun morfolojik değişiklikleri (Tip III,
çengel şeklinde akromiyon) yapısal nedenlerdendir (8, 11). Fonksiyonel
nedenler, torasik kifoz artışına bağlı anormal skapula ve omuz pozisyonu,
rotator kaf zayıflığı, posterior kapsül gerginliği veya rotator kaf
yırtığına bağlı oluşan glenohumeral depresyon kaybıdır. Subakromiyal
aralığı daraltan herhangibir neden sonucunda, kolun abduksiyon ve öne
fleksiyon hareketi sırasında rotator kaf, humerus başı ile akromiyal ark
arasında sıkışır. Ödem, inflamasyon ve bursit meydana gelir. Tekrarlayan
sıkışma ve inflamasyon atakları sonunda dejeneratif tendinit ve rotator
kaf yırtığı gelişebilir (11, 12). Subakromiyal sıkışma sendromunda
hastalar omuzun anterior yüzüne lokalize olan ve gece istirahatte artan
ağrıdan yakınırlar. Kol elevasyonunun 60° ile 120° arası ağrılıdır, buna
ağrılı ark denir (6). Fizik muayenede Neer ve Hawkins subakromiyal sıkışma
testleri pozitif bulunur. Kesin teşhis için subakromiyal enjeksiyon testi
uygulanır. Subakromiyal aralığa 3-5ml %1’lik Lidocain enjeksiyonu yapılır.
Bir kaç dakika beklendikten sonra sıkıştırma manevraları tekrarlanır.
Ağrının en az %50 azalması teşhis için değerlidir (8, 13). Hastalığın
tanısında radyografik inceleme, ultrasonografi, artrografi ve MRG
yöntemleri yardımcıdır.

Subakromiyal sıkışma sendromunun 3 evresi bulunur:

Evre 1- Ödem ve Hemoraji: Sıklıkla gençlerde, kolun baş üstü bir
seviyede aşırı aktivitesi sonucunda gelişir. Tenis, yüzme, atma
aktivitesinin yapıldığı spor tiplerinde veya kolunu sürekli horizontal
planda tutarak çalışanlarda görülür. Supraspinatus tendonu ve subakromiyal
bursada ödem ve hemoraji meydana gelir. İstirahat ve konservatif tedaviye
olumlu yanıt alınır ve reversibldır. Bu evrede lokal buz uygulaması,
aktivite kısıtlaması, analjezik ve nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar,
omuz eklem hareket açıklığını koruyan egzersiz programı önerilir (8, 14,
15).

Evre 2- Fibrozis ve Tendinit: Tekrarlayan travmalar sonucunda
subakromiyal bursa, supraspinatus tendonunda fibrozis ve kalınlaşma
meydana gelir. 25-40 yaş grubunda sıktır ancak herhangi bir yaşta da
görülebilir. Ağrı aktivite ile artar ve giderek günlük yaşam
aktivitelerini kısıtlayabilir, geceleri uykuyu bozacak kadar
şiddetlenebilir.

Evre 3- Kemik ve Tendon Lezyonları: Genellikle 40 yaş üzeri
bireylerde görülür. Rotator kafta parsiyel veya tam yırtık, bisipital
tendon yırtığı, akromiyon ve tüberkulum majusta kemik lezyonları oluşur.
Semptomlar aktiviteyle ve gece artar. Eklem hareket kısıtlılığı ve sertlik
hissi bulunur. Bu hastalarda özellikle abduksiyon ve eksternal rotasyonda
güçsüzlük bulunur. Üst ekstremitenin 90° abduksiyonda tutulması güçleşir,
düşen kol (drop-arm) testi pozitifdir. Kronik vakalarda omuz çevresinde
atrofi gelişebilir. Tedavisi genellikle cerrahi olup anterior
akromiyoplasti, rotator kaf tamiri yapılabilir (6, 8, 12, 13).

Glenohumeral instabilite:

Rotator kaf veya omuz eklemi kapsülünde oluşan kronik, travmatik yırtıklar
humerus başı ile glenoid kavitenin ilişkisinin bozulmasına yol
açabilirler. Bunun sonucunda glenohumeral instabilite gelişir (5, 8, 16).
Glenohumeral eklem, vücutta en fazla hareket genişliğine sahip olan, aynı
zamanda en sık dislokasyon görülen büyük eklemdir. Subluksasyonunda ise,
eklem yüzlerinde tam ayrılma olmaksızın glenoid üzerinde humerus başının
semptomatik translasyonu meydana gelir (15, 16). Glenohumeral instabilite
kronolojik olarak, konjenital, akut, kronik, fikse ve rekürren tipler
şeklinde sınıflandırılabilir. Konjenital instabilite, proksimal humerus
veya glenoid anomalisi veya yokluğu sonucunda olabilir. Etiyolojik
faktörlere göre, omuz instabilitelerini travmatik ve atravmatik olarak iki
gruba ayırabiliriz (Matsen’in sınıflandırması) (8, 15, 17).

1-TUBS: Travmatik, Unidirectional (tek yönlü) instabiliteli hastalar,
genellikle Bankart lezyonu bulunur, fonksiyonel stabilite için cerrahi
giritim (Surgery) gerekir.

2-AMBRİ: Atravmatik, Multidirectional (çok yönlü), Bilateral instabiliteli
hastalar, genellikle Rehabilitasyon programlarına iyi yanıt alınır.
İnferior kapsülde değişiklik olabilir.

Glenohumeral instabilitenin en sık nedeni travmadır ve genellikle
gençlerde, aktif atletlerde görülür. İnstabilitenin yönü yaralanma
mekanizmasına, direk veya indirek travmaya bağlıdır. Abduksiyon,
ekstansiyon ve dış rotasyon kuvvetlerinin bileşimi anterior omuz eklemi
kapsülünde lezyona ve anterior instabiliteye yol açar. Kol adduksiyon ve
iç rotasyonda iken aksiyal stres altında kalırsa posterior instabilite
oluşur. En sık anterior instabilite görülür (15, 17).

Tethisde anamnez ve fizik muayene önemlidir. Fizik muayenede, genel eklem
laksitesi değerlendirilir ve anterior endişe testi, posterior stres testi
gibi provakatif testler uygulanır. Humerus başı kavranarak glenoid
kaviteye göre anterior ve posterior yönde kayma hareketlerinin oranına
bakılır. İnferior kayma, hastanın kolu fleksiyonda iken dirsek üzerinden
tutulup aşağıya doğru çekilerek değerlendirilir. Bu durumda akromiyonun
altında boşluk (sulkus belirtisi) oluşur (8, 17). Bilgisayarlı tomografi,
MRG ve diagnostik artroskopi teşhise yardımcıdır (18).

Akut omuz dislokasyonunda redüksiyon yapılıp eklem, tekrarlayabilecek
dislokasyonların önlenmesi için korunur. Kapalı redüksiyonu takip eden bir
kaç gün içinde izometrik egzersizlere başlanır. Atravmatik instabilitenin
tedavisinde amaç, ağrıyı gidermek ve fonksiyonel stabiliteyi yeniden
kazandırmaktır. Bu amaçla rotator kaf ve biseps kası gibi dinamik
stabilizatörlerin kuvvet ve koordinasyonunu arttıran egzersiz programları
verilir. Atravmatik ve travmatik instabilitelerde kontrollü bir egzersiz
programı uygulanmasına rağmen fonksiyonel stabilite sağlanamazsa cerrahi
tedavi seçilir. Postoperatif dönemde, eklem hareket açıklığını sağlayan,
kas güçlendirici, omuz mekaniğini düzelten ve enduransı arttıran
rehabilitasyon programları uygulanır (8, 16).

Rotator Kaf Tendiniti:

Rotator kaf tendiniti en yaygın omuz ağrısı nedenidir. Yapılan bir
çalışmada omuz ağrısı nedenleri içinde rotator kaf lezyonları oranı % 65
olarak bildirilmiştir (11). En sık supraspinatus tendonu etkilenir.
Vasküler çalışmalarda, tendonun tuberkulum majusa yapıştığı yerin 1-2 cm
proksimalinde bulunan ‘kritik zon’ denen avasküler alanda dejenerasyon
gelişebileceği gösterilmiştir. Kolun tekrarlayan elevasyon ve
abduksiyonunda bu bölgede relatif hipovaskülarite oluşarak inflamasyon ve
tendinit meydana gelmektedir (9, 12). Hastada omuzun ön ve üst kısmına
lokalize künt bir ağrı yakınması bulunur. Supraspinatus aktivitesinin
maksimum olduğu abduksiyonun 60° ile 120° si arasında ağrı saptanır.
Tekrarlayan iskemik ve inflamatuar ataklar sonucunda rotator kafta meydana
gelen dejenerasyona bağlı olarak rotator kaf yırtığı oluşabilir. Rotator
kaf tendinitinin erken dönem tedavisinde istirahat ve aktivite
düzenlenmesi yapılır. Analjezik ve nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar
verilir, fizik tedavi modaliteleri, ultrason tedavisi uygulanabilir.
Ağrının azalması ile birlikte omuz eklemi hareket açıklığını koruyan ve
dinamik stabilizatörleri güçlendiren egzersiz programlarına başlanır (6,
9).

Rotator kaf yırtıkları parsiyel veya komplet, akut veya kronik olabilir.
Bunun yanısıra küçük(< 1cm), orta (1-3cm), büyük (3-5cm) ve masif (> 5cm)
olarakta sınıflandırılabilir (5). Rotator kaf yırtıklarının büyük bir
kısmını dejeneratif yırtıklar oluşturmaktadır. Fizik muayenede düşen kol
testi pozitifdir ve rotator kaf kaslarında zayıflık saptanır. Travmatik
yırtıkların oranı %5’den azdır ve gençlerde sıklıkla akut bir travmayı
takiben oluşur. Akut yırtıklarda erken cerrahi tedavi uygulandığında
genellikle tendonda dejenerasyona yol açmaz. Parsiyel yırtıklar,
istirahat, fiziksel modaliteler, analjezik ve nonsteroid antiinflamatuvar
ilaçlarla konservatif olarak tedavi edilebilir. Komplet yırtıklarda,
subakromiyal sıkışma sendromuna bağlı vakalarda cerrahi tedavi uygulanır
(5, 13, 19).

Kalsifik Periartrit:

Kalsifik depozitler, tendonlar, peritendinöz dokular, bursa veya
ligamentlerde lokalize olabilir. Rotator kaf tendonlarında radyolojik
olarak saptanan kalsifikasyon prevalansı % 2.7-7.5 oranında
bildirilmektedir (9). En sık supraspinatus tendonunda görülür. Yapılan
çalışmalarda distrofik tendon kalsifikasyonunun travma, iskemi ve nekrozu
takiben oluşabildiği gösterilmiştir. Doku hipoksisi ve lokalize bası ile
ilitkili olabilir. Dejeneratif kalsifikasyon ve reaktif kalsifikasyon
olmak üzere iki farklı şekilde kalsifikasyon oluşur (20).

Dejeneratif kalsifikasyonda, tendon liflerinde nekroz ve distrofik
kalsifikasyon oluşur. Dejenerasyon, yaşlanmanın etkisi, tekrarlayan
travmalarla tendonun zayıflaması ve yırtılmasına bağlanır. Yaşlanma ile
tendonda lif değişiklikleri oluşur, vaskülarite azalır. Kollajen
liflerinin oluşturduğu yapılar incelir ve fibrilasyon meydana gelir.
Fragmante lifler, hiposellüler yapıdadır. Bu değişiklikler sıklıkla 5.dekattan
itibaren ortaya çıkar. Dejeneratif (distrofik) kalsifikasyonda lezyon
dejenere tendonun kemiğe yapışma yerinde olutur ve spontan olarak rezorbe
olmaz (9, 20).

Reaktif kalsifikasyon, canlı dokuda oluşur. Hastalığın prekalsifik,
kalsifik ve postkalsifik olmak üzere 3 evresi vardır: (20)

Prekalsifik evre- Tendonun kritik zonunda fibrokartilajinöz metaplazi
olutur.

Kalsifik evre: 1) Formasyon fazı; Fibrokartilaj dokunun içinde multifokal
kalsifik depolanmalar başlar. Elektron mikroskobisi ile bu kristallerin
klasik apatit kristallerinden daha büyük ve farklı olduğu gösterilmiştir.
2) İstirahat fazı, 3) Rezorbsiyon fazı; Kalsifik depolanmaların çevresinde
hücresel reaksiyon başlar, vaskülarite artar. Mezanşimal hücreler,
epiteloid hücreler, lökositler, lenfositler, multinükleer dev hücreler ve
makrofajlar görülür.

Postkalsifik evre- Granülasyon dokusunun genç fibroblastları yerini
mezanşimal hücrelere bırakır. Kalsifik depolanmalarda spontan rezorbsiyon
başlar.

Klinik olarak formasyon fazı genellikle asemptomatikdir. Çekilen
radyografilerde tesadüfen saptanabilir. Rezobsiyon fazı ve inflamasyonun
başlaması ile semptomatik hale gelir. Ağrı ani başlangıçlı, çok
şiddetlidir ve subdeltoid alana yayılır. Rotator kaf spazmına bağlı olarak
hasta kolunu adduksiyonda veya nötral pozisyonda tutar. Palpasyon ile
kalsifikasyon alanında aşırı hassasiyet saptanır. Hastalık alevlenme ve
remisyon atakları ile seyredebilir. Subakromiyal bursada da reaktif
kalsifikasyon oluşabilir ve meydana gelen lokal reaksiyon subakromiyal
sıkışma sendromuna yol açabilir. Formasyon fazında, kalsifikasyon homojen
ve dens yapıdadır. Rezorbsiyon fazında, irregüler, düzensiz yapılar
halinde ve daha az yoğundur (6, 20).

Asemptomatik hastalarda spesifik tedavi gerekmez. Semptomların akut olduğu
rezorbsiyon fazında kalsifikasyon lavajı yapılabilir. Analjezik ve
nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar verilir. Üst ekstremitenin hareketleri
kısıtlanır. Yanıt alınamayan vakalarda lokal kortikosteroid enjeksiyonu
yapılabilir. Subakut ve kronik dönemde fizik tedavi modaliteleri
uygulanır. Kronik semptomlu hastalarda, omuz eklemi hareket açıklığını
koruyan ve omuz çevresi kaslarını güçlendirici egzersiz programları
verilir. Eğer hastanın semptomlarında progresyon varsa, günlük yaşam
aktivitelerini kısıtlayacak kadar uzun süreli ağrısı oluyorsa, konservatif
tedaviye rağmen düzelmiyorsa cerrahi tedavi uygulanır (9, 20).

omuz ağrısı

Bisipital Tendinit:

Bisipital tendon, omuz ekleminin sekonder stabilizatörüdür. Bisipital
Tendinit, bisipital oluk içinde tendonun devamlı sürtünmesi ve kronik
travmaya maruz kalması sonucunda meydana gelir. Özellikle başın üzerinde
fırlatma ve vuruş yapan sporcularda görülür. Bisipital tendon, superior
glenoid labruma yapıştığı yerde, glenohumeral eklem içinde (intraartiküler)
veya bisipital olukta (ekstraartiküler) travmaya maruz kalabilir.
Bisipital tendinitin tek başına görülmesi seyrek olup genellikle
supraspinatus tendiniti, subakromiyal sıkışma sendromu veya glenohumeral
instabilite ile birlikte bulunur (9, 13, 16). Subakromiyal sıkışma
sendromunda tendonun intrakapsüler parçası tutulur. Supraspinatus ve
subskapularis tendonları ile anatomik yakın lokalizasyonu nedeni ile
rotator kafın inflamatuar ve dejeneratif hastalıklarında bisipital tendon
da etkilenir (16). Hastalarda omuzun ön tarafında lokalize olan ve biseps
boyunca yayılan ağrı yakınması bulunur. Fizik muayenede Yergason ve Speed
testleri pozitifdir (6, 8).

Radyografik inceleme genellikle normaldir, bazı vakalarda bisipital olukta
düzensiz yapı, osteofitler görülebilir. Ultrasonografi ve MRG ile
bisipital tendondaki lezyonlar saptanabilir. Tedavide, akut ağrılı dönemde
ekstremitenin kullanımı kısıtlanır. Ağrının kontrolü için analjezik,
nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar verilir, sıcak, soğuk modaliteler,
ultrason tedavisi uygulanabilir. Mümkün olan en kısa sürede eklem hareket
açıklığını koruyan egzersiz programına (Codman egz.) başlanır. Daha sonra
omuzun korunması için hasta eğitilir ve omuzun dinamik stabilizatörlerini
güçlendirici egzersiz programları verilir (6, 16).

Adheziv Kapsülit:

Adheziv kapsülit, ağrı ile başlayan ve giderek omuz ekleminin bütün
yönlere olan aktif ve pasif hareketlerinde kısıtlılığa yol açan bir
sendromdur. Nondiyabetiklerde % 2-3 oranında görüldüğü bildirilmektedir.
40 yaşın altında nadir görülür. Yumuşak doku kontraktürüne bağlı olarak
hareket kısıtlılığı gelişir. Omuz periartriti, donuk omuz, skapulohumeral
periartrit, Duplay periartriti olarak da isimlendirilmiştir (6, 9). Primer
adheziv kapsülit bir neden olmaksızın idiyopatik olarak eklem hareket
kısıtlılığı ile ortaya çıkar. Sekonder olarak ise bazı predispozan
faktörleri takiben veya bazı hastalıklarla birlikte oluşur. Rotator kaf
yırtıkları, omuz travmaları, yumuşak doku travmaları, uzamış
immobilizasyon gibi nedenlerin yanısıra, diyabetes mellitus, hipertiroidi,
akciğer hastalıkları, myokard infartüsü, servikal omurga lezyonları,
serebrovasküler atak gibi hastalıklarda görülebilir (6, 21, 22). Diyabetik
hastalarda adheziv kapsülit insidansı %10-20 oranında, insüline bağımlı
diyabetik hastalarda ise %36 oranında bildirilmektedir (23).

Fizik muayenede omuz eklemi hareketlerinde kısıtlılık ve hassasiyet
bulunur. Glenohumeral eklem kısıtlılığına bağlı olarak normal
skapulotorasik oran bozulur. Ayırıcı tanıda artrografi değerlidir.
Hastalığın seyri 3 evreye ayrılır (6, 9, 24) :

Evre 1- Ağrılı faz: Ağrının şiddetli olduğu ve omuz hareketlerinde
kısıtlılığın yavaş yavaş başladığı evredir. İstirahatte ve gece ağrı
artar. Kas spazmı gelişir ve bu fazın sonuna doğru hareket kısıtlılığı
belirginleşir. Yaklaşık olarak 3-8 ay sürer.

Evre 2- Adheziv faz: Ağrı bu fazda azalır, ancak eklem hareket kısıtlılığı
giderek artar. 4-6 ay sürer.

Evre 3- Rezolüsyon fazı: Ağrı azalır, eklem hareketleri yavaş ve dereceli
bir şekilde düzelmeye başlar. Bütün hastalık dönemi 1-3 yıl sürebilir.

Adheziv kapsülitte tedavinin amacı ağrının kontrolü ve eklem hareket
açıklığının kazanılmasıdır. Nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar,
analjezikler, ısı modaliteleri ve TENS kullanılabilir. Eklem kapsülü
kontraktürünü gidermek için pasif germe egzersizleri uygulanır. Codman
egzersizleri, eklem hareket açıklığının kazanılmasında kullanılan
egzersizlerdir. Egzersiz sırasında eklemin aşırı zorlanması inflamasyon
yanıtını arttıracağından kontrendikedir. Lokal steroid enjeksiyonu
uygulaması, kapsüler distansiyon, anestezi altında maniplasyon uygulanan
diğer yöntemlerdir. Konservatif tedaviye 12-16 haftalık bir sürede yanıt
alınamazsa ve progresyon saptanırsa cerrahi tedavi seçilir. Artroskopik
gevşetme son zamanlarda en sık uygulanan tekniktir (6, 15, 21).

Omuz Ekleminin Dejeneratif Eklem Hastalığı

Primer glenohumeral osteoartrit nadir görülür ve genellikle glenoid kavite,
daha az oranda humerus başı etkilenir. Sekonder dejeneratif eklem
hastalığı travma, endokrinopatiler, uzun süreli rotator kaf yırtığı gibi
nedenlere bağlı olarak gelişir. Syringomyeli, nöropatik dejeneratif eklem
hastalığına yol açabilir (6, 7).

Glenohumeral osteoartritte semptomlar uzun bir dönemde yavaş yavaş
gelişir. Radyografik olarak belirgin dejenerasyon saptanmasına rağmen
hastanın fazla şikayeti olmayabilir. Ağrı, omuzda ve skapular bölgede
hissedilir, eklem hareketleri ile artar. Gece istirahat ağrısı olabilir.
Eklemde kıkırdak kaybı ve osteofit oluşumuna bağlı olarak hastalar, kolun
hareketi ile omuzda sürtünme hissinden yakınırlar. Eklem hareketlerinde
kısıtlılık oluşur, özellikle rotasyon hareketleri en fazla etkilenir.
Fizik muayenede glenohumeral eklem hareketi ile krepitasyon saptanır.
Eklem aralığı hassasiyeti ve pasif eklem hareket açıklığında kısıtlılık
bulunur (25). Radyografik bulgular, eklem aralığında daralma, humerus başı
ve glenoid arasındaki maksimum temas noktasında skleroz, subkondral
kistler, osteofitlerdir. Konservatif tedavi yaklaşımları, analjezik ve
nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar, fizik tedavi modaliteleri, eklem
hareket açıklığını koruyucu egzersiz programlarıdır. Yanıt alınamayan
vakalarda cerrahi tedavi olarak osteotomiler, artrodez, artroplastiler
uygulanabilir (10).

Akromiyoklavikular eklemde de, eklem yüzleri arasında bulunan
fibrokartilaj intraartiküler disk ve eklem yüzlerinde dejeneratif
değişiklikler gelişebilir. Akromiyoklavikular eklem osteoartriti
genellikle asimetrik olup en sık sağda görülür. Başlangıçta hastalarda
ağrı yakınması şiddetli olmayabilir. Radyolojik progresyon ve ilerleyen
yaşla birlikte semtomlar artar. Ağrı, kol omuz seviyesi üzerinde
kullanıldığında, gövde ön veya arka yüzünde çaprazlandığında (adduksiyon),
eklem yüzleri arasındaki temas yüzeyi arttığı için şiddetlenir. Fizik
muayenede, akromiyoklavikular eklemde şişlik ve hassasiyet saptanır.
Akromiyoklavikular eklemdeki dejeneratif değişiklikler ve osteofitler,
subakromiyal aralığı daraltarak rotator kaf ve subakromiyal bursayı
etkileyebilir. Direk radyografik inceleme teşhise yardımcı olur. Eklem
aralığında daralma, osteofit oluşumu, distal klavikulada kistik
değişiklikler görülür. Kemik sintigrafisi ve bilgisayarlı tomografi erken
ve ayırıcı tanıda değerlidir. Konservatif tedavisinde nonsteroid
antiinflamatuvar ve analjezik ilaçlar, fizik tedavi modaliteleri
kullanılarak ağrı kontrol altına alınabilir. Glenohumeral eklemi koruyan
spesifik ROM egzersizleri verilebilir. Yanıt alınamayan vakalarda cerrahi
tedavi uygulanabilir (6, 7, 10).

Milwaukee Omuzu

Milwaukee omuzu, kronik, tedavi edilmemiş rotator kaf yırtıklarında
görülür. Rotator kaf yetmezliğinde glenohumeral eklem yüzlerinde
destrüksiyon, humerus başında kollaps ve superiora subluksasyon
gelişebilir. Bu klinik tablo, bazı yazarlar tarafından rotator kaf
yırtığına bağlı artropati (cuff tear arthropathy) olarak da
isimlendirilmektedir (7, 10). Masif rotator kaf yırtıklarının % 3-4 ünde
gelişmektedir. Etiyopatogenezinde, nutrisyonel, mekanik faktörler ve
hidroksiapatit kristallerinin oluşturduğu inflamasyon sorumlu tutulmuştur
(10).

Hastaların uzun süreli omuz eklemine ait yakınmaları bulunur. Ağrı uzun
sürelidir ve dejeneratif değişikliklere bağlı olarak aktif ve pasif eklem
hareketlerinde kısıtlılık vardır. Akromiyoklavikular hassasiyet genellikle
eşlik eder ve subdeltoid bursa şişliği bulunur. Bisipital tendon
lezyonları ve omuz çevresi kaslarında atrofi görülebilir. Radyografik
bulgular, erken dönemde rotator kaf yırtığı bulgularını yansıtır.
Akromiyohumeral aralıkta azalma, tuberkulum majusta skleroz,
akromiyoklavikular eklem dejenerasyonu, subakromiyal osteofit görülür.
İleri dönemde glenohumeral eklem yüzlerinde destrüksiyon, humerus başında
superiora subluksasyon gelişir. Şiddetli ağrı ve fonksiyon kaybı olan
vakalarda omuz eklemi artroplastileri uygulanabilir (6, 10).

Hemiplejik Omuz

Hemiplejik hastalarda omuz ağrısı ve hareket kısıtlılığı sık rastlanan ve
üst ekstremite rehabilitasyonunu etkileyen önemli bir problemdir.
Hemiplejik hastada omuz ağrısına yol açabilen nedenler arasında
glenohumeral eklem subluksasyonu, rotator kaf yırtığı, adheziv kapsülit,
subdeltoid bursit, bisipital tendinit, brakial pleksus yaralanmaları,
refleks sempatik distrofi sendromu sayılabilir (16, 26). Hemiplejik
ekstremitede glenohumeral eklem stabilitesi bozulduğu için subluksasyona
predispozisyon oluşur. En sık anteroinferior subluksasyon görülür ve eklem
kapsülü ile brakial pleksusda gerilmeye yolaçarak ağrıya neden olabilir.
Subluksasyona bağlı olarak brakial pleksus, rotator kaf ve yumuşak doku
yaralanması, hareket kısıtlılığı meydana gelebilir. Fizik muayenede,
sublukse omuzda akromiyon ve humerus başı arasında boşluk palpe edilir.
Önlenmesi için üst ekstremitenin erken dönemden itibaren uygun
pozisyonlanması, hasta yakınlarının bu konuda eğitilmesi gerekir (26).

İnflamatuar Eklem Hastalıkları

Omuz eklemi, romatoid artrit hastalığında etkilenebilen eklemlerden
birisidir. İnflamatuvar değişiklikler omuz kuşağında glenohumeral eklemin
yanısıra diğer yapılarda da görülebilir. Subakromiyal bursit,
akromiyoklavikular artrit, rotator kaf tendiniti, sternoklavikular artrit,
romatoid artritli hastada ağrı ve fonksiyon bozukluğuna yol açan diğer
lezyonlardır. Hastalığa bağlı servikal omurga tutulumunda da omuz eklemine
yansıyan ağrı görülebilir. Fizik muayenede glenohumeral eklemin
posteriorunda, eklem hattı boyunca hassasiyet, eklem hareketleri ile
krepitasyon, omuz hareketlerinde kısıtlanma, akromiyoklavikular eklemde
şişlik ve hassasiyet saptanır. Romatoid artrit ve sklerodermada bilateral
klavikula distal ucu osteolizi gelişebilir. Romatoid artritin yanısıra
juvenil romatoid artrit, ankilozan spondilit, psoriatik artrit,
enteropatik artrit, SLE ve diğer konnektif doku hastalıkları,
polimiyozitte de omuz eklemi tutulumu görülebilir. Polimyaljiya romatika
pelvik kuşakla birlikte bilateral omuz eklemlerinde ağrı ve tutukluğa yol
açar. Psödogut hastalığında omuz eklemi tutulumu sık görülürken, gut
artritinde tutulum çok nadirdir (6, 10).

Omuz eklemi septik artriti çok sık görülmemekle birlikte tanı zorluğu
açısından önem taşımaktadır. Omuz ekleminde ağrı ve hareket kısıtlılığına
yol açar. İstirahatte ve gece ağrı şiddetlidir. Ayırıcı tanıda romatoid
artrit gibi birlikte bulunan hastalıklar ve kronik ilaç kullanımı gibi
predispozan faktörler göz önüne alınmalıdır. Kronik ilaç bağımlılarında en
sık septik artrit görülen eklemlerden birisi, sternoklavikular eklem
olarak bildirilmektedir. Erken tanıda, beyaz küre ve sedimantasyon hızı
yüksekliği, kemik sintigrafisi bulguları değerlidir (27).

Omuz Eklemi Osteonekrozu

Humerus başının beslenmesi bozan çeşitli nedenlere bağlı olarak (mikrovasküler
veya makrovasküler) osteonekroz meydana gelir. Subkondral kemik kaybı,
humerus başı kollapsı ve glenoid kavitede sekonder dejeneratif
değişiklikler oluşur. Osteonekroza yol açan nedenler, orak hücreli anemi,
dekompresyon hastalığı, Gaucher hastalığı, sistemik lupus eritematozus,
alkolizm, böbrek veya diğer organ transplantasyonları, sistemik
kortikosteroid kullanımıdır. Proksimal humerusun bazı kırıklarında,
humerus başını besleyen anterior sirkumfleks arterin çıkan dalı
etkilenerek travmatik (makrovasküler) osteonekroz meydana gelebilir. Erken
dönemde synovite bağlı olarak eklem hareketlerinde kısıtlılık ve ağrı
bulunur. Geç dönemdeki klinik bulgular, glenohumeral eklem osteoartritine
benzer (6, 10).

Tablo 1: Omuz ağrısı oluşturan intrinsik nedenler ;

Subakromiyal sıkışma sendromu

Omuz instabilitesi

Subluksasyon

Rotator kaf lezyonları

Bisipital tendon lezyonları

Adheziv kapsülit

Snapping skapula sendromu

Dejeneratif eklem hastalığı

Milwaukee omuzu

‘’Cuff tear’’ artropati

Septik artrit

Avasküler nekroz

Nörojenik hastalıklar

Periferik nöropati

Brakial pleksus yaralanması

Hemiplejik omuz

Myofasiyal ağrı sendromları

Tümörler (malign veya benign)

Konjenital anomaliler

Tablo 2: Omuz ağrısı oluşturan ekstrinsik nedenler

İnflamatuvar eklem ve kas hastalıkları

Romatoid artrit

Spondiloartropatiler

Kristal artropatileri

Polimyaljia romatika

İnflamatuvar myopatiler

Yansıyan ağrı nedenleri

Servikal radikülopatiler

Myelopati, syringomyeli

Visserosomatik ağrılar

Nörovasküler sendromlar

Torasik çıkış sendromu

Sempatik nörovasküler ağrı sendromu

Refleks sempatik distrofi sendromu

1 Yorum yapıldı “Omuzum ağrıyor diyorsanız okuyun”

  1. munevver diyor ki:

    benim sorunum kolumu zor kaldırıyorum namaz kılarken sol kolumu dizlerimin üzerine zor
    koyuyorum bıçakla bir şey kesemiyorum.dururken ağırmıyor yanlız sol kolumu zorda
    olsa sağa sola kaldırıyorum sizden allah rızası için yardım bekliyorum kemim taraması yapıldı erime görüldü kalsiyum verdiler 1 sene içeceği yaşı 76bu zor durumdan beni kurtarn şimden teşekküer ederim

Bu Konu Yoruma Açık!

You must be Giriş yapılmış. Merhaba to post comment.

Taylanbey.com - 2008 |