Günümüzde, siyasi, ekonomik ve toplumsal etkileri açısından sanayi devrimi ile eş tutulan ve kimilerince yeni bir sanayi devrimi, kimilerince de yeni bir çağa geçiş süreci olarak nitelenen bir olguya tanık olmaktayız. Bu olgu daha ziyade iş süreci ve üretim sistemlerinin dayandığı teknoloji tabanındaki köklü değişimle ayırt ediliyor. Bu değişime paralel olarak üretimin teknoloji içeriği de giderek artıyor. Teknoloji, kas gücünü tamamen, beyin gücünü de kısmen ikame eden, diğer üretim faktörlerini önemli ölçüde değişime uğratan bir konuma gelmiştir. Bundan dolayı üretim faktörleri arasındaki nispi önemi de giderek artmaktadır.
“Uzun dönemde büyümenin temel kaynağı yeni teknolojidir”(Gürak, 2003:37). Çağımızda teknolojiye sahip olan ülkeler sanayi başta olmak üzere, bütün ekonomik alanlarda mutlak bir üstünlük elde etme yolundadırlar. Kısaca, teknoloji, ülkelerin rekabet üstünlüğünün tek belirleyicisi haline gelmiştir. Bundan dolayıdır ki gerek toplumsal refahın yükselmesinde, gerekse dünya nimetlerinin paylaşımında teknolojik üstünlüğe sahip olan ülkeler uluslar arası arenada belirleyici rol oynamaktadır.
Teknolojinin önemi maalesef son 20 yıla kadar iktisat literatüründe hak ettiği yeri alamamıştır. Neo-Klasik teori halen iktisat biliminde baskın eğilim olmasına rağmen teknoloji ve yenilik iktisadı konularında yetersiz kalmıştır. Bu teorinin karşısında ise teknoloji ve yenilik politikalarının geliştirilmesinde çok önemli etkisi olan Schumpeter’ci teori vardır. Schumpeter’ci iktisatçılar, Neo-Klasik teorinin teknolojik gelişme sürecinin anlaşılması açısından yetersiz olduğunu vurgulamışlar ve teknolojik yeniliği uzun dönemde ekonominin gelişmesinin motoru olarak değerlendirmişlerdir.

